24 Mart 2012 Cumartesi

NEKROFOBİK TERATOLOJİ

28.02.11, 17:00.

NEKROFOBİK TERATOLOJİ

Standart bir biyografim yok, astandart bir nekrografim var: Yaşamımın içine çakılı / kakılı olduğu yerzamanların bana vermiş olduğu standart rollerin ve statülerin hiçbirine girmedim; onun dışında / yerine, 50’ye yakın fatal role ve statüye girdm.

Mazohist değilim. Nekrofilik değilim. Yalnızca dahiyim.

Dehamın  / beynimin yaşaması için, bedenimin ölmesi gerekiyordu; zihinsel olarak ve kültürel olarak. Bu nedenle, genelde marazi ve intihara eğilimli bir tip olarak algılanageldim; normal (faşisti) insanlar tarafından; taa 20 yaşımdan beridr...

Nekrofobim var, panik ataklı. 2006’dan beridir ve 46 yaşımdan beridir. Psikiyatrik tedaviyi ancak o zaman ve o koşullarda kabul ettim: Sağ kalmak için.

50 yaşımı geçtiğimde, 20’yi aşkın ölüm tehlikesi bedenimde, 3/5’i çalışmayan akciğerler, büyümüş bir kalp gibi, yaşamımı kısaltabilecek izler bıraktı. Yine 20’yi aşkın stres-post-travması ertesinde, eski benciklerin / yazılımların hepsinin tam kaydı beynimde duruyor: Böylelikle, bir sürü (yazılım) cesetle birlikte yaşıyor oluyorum.

Ucubeler insana doğrudan ölümü anımsatır (ki zaten ucubelerin tamamına yakın bir oranı kısa sürede ölür). İşte o nedenle bu durumum, beni nekrofobik bir teratolog yapıyor.

Bu bana neler getiriyor ve benden neler götürüyor?

Gelenler:

Öncelikle meta-hümanist olabildim, 2005’ten beridir. Sonra sağ kalabildim: Tuhaf bir biçimde, kimi ölüme doğru arabamın gaz pedalına tuğla koysam da, son anda sıyırtmayı hep beceregeliyorum. Ustalığımın artması gerek, çünkü benim yapımdaki biri için ölüm tehlikesi riski de giderek artıyor; hem Türkiye’de, hem Dünya’da, Güneş Sistemi’nde ve/ya Samanyolu Gökadası’nda değil...

Gidenler:

Uçarken inanılmaz ağırlıkta br safra taşıyor gibiyim ama kimi o safraları atınca yükseliyorum, kimi (bilinçli düşünmeye fırsat bile kalmadan, içgüdüyle) safralar düşmana silah olarak atılıyorlar.

Sonuç:

Anime kahramanları veya Yerdeniz Büyücüsü gibi varlığımda ağır ölüm izleri taşıyarak, geleceğe yaşam taşıyorum ama bana yaşayacak bir şey yok: Sanırım, belki de hiç olmadı.

50 küsur yıllık yaşamımı, 14 yaşımdan beridir ellerimde tutuyorum ve onun içine neler neler doldurdum ama gerçekten derin düşününce, faşizm ve engizisyon yerzamanlarında zaten yaşayacak bir şey olmadığı ve yaşamımın bomboş olduğu görülüyor. Bosch denli soyut uhreviliğe sığındım, Bruegel denli sıradan insanların içinde kamufle oldum: Yine de durum değişmiyor.

Benim ölümcül dahiliğim, beni beyni dışında, neredeyse hiçbir organı olmayan bir ucube kılıyor.

Üzerinde çalıştığım konu da bu:

Zihinsel, kültürel, tarihsel, evrimsel ve evrensel çıkarımlar yapabilmek: Bir tür patoloji / nekroloji yani...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder